DÜŞ
Benim gibi “güneşi” olmayanların gölgelerini tanıma fırsatı da olmamıştır hiç.
En küçük kıpırtının bile kulakları tırmaladığı gecelerde, gölgemin gelip omzuma dokunduğunu duyumsarım. Islak, karanlık bir düşün sabaha karşı anımsanamayışı gibi bir şey bu... Kim bilir kaçıncı uykusuzluğuma gömülüp, çapakları siler gibi sildiğim bir düşün öylece akıp gidişini seziyorum şimdi gözlerimden.
Benim gibi “güneşi” olmayanların gölgelerini tanıma fırsatı da olmamıştır hiç.
En küçük kıpırtının bile kulakları tırmaladığı gecelerde, gölgemin gelip omzuma dokunduğunu duyumsarım. Islak, karanlık bir düşün sabaha karşı anımsanamayışı gibi bir şey bu... Kim bilir kaçıncı uykusuzluğuma gömülüp, çapakları siler gibi sildiğim bir düşün öylece akıp gidişini seziyorum şimdi gözlerimden.
Gidiyorum... Bilmediğim bir yerden, bilmediğim bir yere doğru... Ne koridor, ne de bir yol... Sessiz sakin bir akşam. Her şey kendi gibi.
Bense kuyruğunu yitirmiş bir kurbağa yavrusu gibi dolanıyorum. Işığın ve ısının var olduğu yöne doğru devam ediyorum. Oysa ısı da ışık da sonsuz değil...
“Ne kadarı düş, ne kadarı gerçek” hiçbir zaman bilinmeyecek. Sesimi ve etimi bırakıp gidiyorum... Yeni sözcüklere konuk...
d
ö
k
ü
l
ü
ü
y
o
o
r
u
m;
u
m;
Güneşi boğazlanmış bütün kentlerden, karantinalardan... GECEYE DOĞRU.
Gecenin ortasında, ışıldayan gözlerindeyim düşlerin.
Islak, karanlık bir düşteyim.
Mehmet ŞEN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder