YAZAR TUNÇ KURT İLE SÖYLEŞİ
MEHMET ŞEN
Tunç Kurt, 1982 Muğla doğumlu genç bir yazar. Öykü, şiir,
eleştiri, inceleme, söyleşi yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı.
“Herkesin İçinde
Hiç Olmak”, “Annemin Kuşları” ve “Bay Prada Nasıl Öldürüldü?” adlı kitapların
yazarı Tunç Kurt kimdir, bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Hayatı sözcüklerle anlamaya çalışan biriyim
diyebilirim kendim için. Çünkü hayatı anlamanın anlatmak kadar zor olduğuna
inanıyorum. Elimde yalnızca sözcükler var. Aram iyi onlarla. En başından beri
de öyleydi. Abimin bana okuduğu masallara o kadar hayran olmuştum ki onları
kendim okuyacağım günü iple çektim. O ilk sözcüğü seslendirmemden bugüne
ilişkim hiç kopmadı. Ben her şeyden önce bir okurum, öykücülüğümün hikâyesi
sonra başladı.
*Yazarlık
serüveniniz nasıl gelişti. Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?
Çok okuyunca kıskançlık da peşi sıra geliyor.
Yıllarca yazabilir miyim diye sordum kendime. Şimdi düşünüyorum da birçok
tesadüf zaten beni yazmaya yönlendirmiş. Abimin okuduğu o masal kitabı gibi… Evde
kitap da olmazdı. Garibanlıktan falan değil, hayat gailesi vs diyelim. Babam
nasıl olduysa bir takım ansiklopedi alıp gelmişti. Ciltlerden biri de o
masallardı. Ben onla başladım okumaya, ardından tüm ansiklopedi setini okudum.
Ardından çizgi romanlar… Edebi okumalarım üniversite yıllarında oldu. Aksi bir
sahafa test kitaplarımı satmak istemiştim, o da bana para vermeyeceğini
söylemiş, istediğim üç kitabı alıp gitmemi söylemişti. Hiç bakmadan raftan
çektiğim üç kitap edebi okumalarımın temeli oldu. O kitaplar: Cemal
Süreya-Sevda Sözleri, İlhan Berk-Avluya Düşen Gölge, Tolstoy-Kröyçer Sonat’tı.
Artık şiir vardı hayatımda. İkinci yeniden başlayıp gerilere doğru gittim.
Şiirler yazdım ama yayınlamadım onları. Öykü en geç tanıştığım tür oldu.
Önyargılıydım hatta. Askerde beni silahlık görevlisi yaptılar. Bir odada üç yüz
küsur tüfeğin arasında on iki saat geçiriyordum. Kalın kalın romanlar
deviriyordum. Orada bir askerle tanıştım. Edebiyat konuşuyorduk sadece. Bana
öykünün ne kadar farklı bir tür olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Sevgili Selim
Somuncu, bana Ayfer Tunç’un Evvel Otel adlı kitabını verdi. O kitap öyküye olan
bakışımı değiştirdi. Sonrasında bana uzun bir okuma listesi yaptı. O günden
sonra öykü okuru oldum ben. Hala da öyle… Yazmak istediğimi ona da söyledim.
Beni yüreklendirdi bu konuda. İlk öykümü 2007 yılında yazdım. Selim, üç yıl
içinde yirminin üzerinde öykü yazdırdı bana. Bunlardan bir kısmını seçip
kitaplaştırdım. İlk öykü kitabım Herkesin İçinde Hiç Olmak 2010 yılında Hayal
Yayınları tarafından yayımlandı. Benim maceram da böylece başlamış oldu.
*İlk kitabınız
yayımlanıncaya kadar neler yaptınız?
Doğal süreci yaşadım diyebilirim. Öyküler yazdım,
bir kısmını dergilerde yayımladım. Sonra dosya oluşunca yayınevlerine dosyamı
gönderdim. Birçok ret alıp dosyayı yeniden şekillendirdim. Sonra yine
yayınevlerine dosya göndermeler… İlk kitap sancılı bir süreçtir. Bu sancıyı
fazlasıyla çektim. Nihayetinde Hayal Yayınları bana güvendi ve ilk kitabımı
basmaya karar verdiler.
*İlk kitabınız
“Herkesin İçinde Hiç Olmak” nasıl ortaya çıktı? Size yarışma sonrası bir teklif
mi geldi, siz mi yayın evine bir kitap dosyası gönderdiniz? İlk kitabınızın
ortaya çıkış serüveninden bahseder misiniz biraz?
Herkesin İçinde Hiç Olmak 2010’da yayımlandı. Bir
yarışma sonrası değildi. 2012’de Varlık Dergisi’nin Yaşar Nabi Nayır Gençlik
Ödülleri’ne katıldım. Orada dosyam dikkate değer bulunmuştu. Yeni çıkan kitabım
Bay Prada Nasıl Öldürüldü’nün ham haliydi o dosya. Yeni bir yazarsanız size
teklif gelme ihtimali oldukça düşüktür. Teklif alan öykücüler belki de vardır
bilemiyorum ama bana bir teklif gelmedi. Ben adeta kendimi paraladım. Bugün
öykücü kabul ediliyorsam edebiyatı cırmalayarak geldim diyebilirim.
*Genç yazarlara
ilk kitapları için neler önerirsiniz?
Öncelikle sabır. En zor süreç ilk kitaptır. En
azından bende öyle oldu. İlk kitabını çıkaran arkadaşlarım da hemen hemen bu
yollardan geçtiler. Gerçekten içlerine sinen bir dosyaları varsa bunu
kitaplaştırmak gerek çünkü yıllar sonra ilk kitabın pişmanlığı yakanızı
bırakmaz. İlk kitabın günahı olmaz derler ama yine de acele etmemekte fayda
var. Bence olması gereken şey öyküleri edebiyat dergilerinde sınamaktır. Belli
bir yayın kurulu tarafından okunup dergide yer almak ilk sınavdır aslında. Bu
sayede diğer çağdaşlarınızı okuyup öykücülüğünüzün yerini de belirleme şansına
sahip olursunuz. Dergiler iyidir, hatta kitaplardan daha da iyi.
*Her yazarın
bir çalışma biçimi vardır. Kimi yazar öyküleri kafasında yazar bitirir sonra
kağıda döker. Kimi yazar hayatın içindedir, öykülerini yaşadıklarından
devşirir. Siz nasıl bir yazarsınız? Günde kaç saat çalışır, nasıl yazarsınız?
Benim öykülerim çoğunlukla kurgudur. Hayattan ve
kendi hayatımdan izler de taşıyabilir fakat bu hiçbir zaman gerçeğe sadık
değildir. Kurgunun gerçekten daha gerçekçi olduğuna inanırım. Bu yüzden öykü
öncelikle zihnimde başlar. Film gibi oynatırım. İskeleti oluşunca da
ayrıntıları düşünürüm. Yani bir ilham meleğine inanmam. Çoğu yazarın hoşuna
gitmeyen bir şeye inanırım: Matematik. Benim kendimce bir matematiğim var.
Akışına bırakmam, ipler elimdedir. Nerede ne olacağını baştan bilirim. Çoğu kez
deneysel öyküler yazıyorum. Kurgu ile deneyselliğin denklemi bana sınırsız imkânlar
sunar. Öykücülüğümün temeli de bu zaten. Çünkü deneysellik kendimi şaşırtmanın
en iyi yolu. Yazdığım öyküde öncelikle kendi zekâmı sınarım. Beni şaşırtan
elbet beni okuyanları da şaşırtacaktır. En azından buna inanmak istiyorum.
Düzenli yazan biri değilim maalesef. Kendimi yazmaya zorlamam. Zaten iş güç
derken çok da zamanım yok. Akşamları ve hafta sonları yazabiliyorum sadece ama
bu her zaman düzenli olmuyor. Hatta çoğu zaman yazamıyorum. Ne yazacağımı
bilsem bile olmuyor.
*İlk kitabınızda
güzel öyküler var ama ikinci kitabınızda “ güzel öyküleri güzel anlatmışsınız”
diye düşünüyorum. “Bay Prada Nasıl Öldürüldü?” kitabınızda öyküler daha
deneysel ve katmanlı. Öykücülüğünüzdeki bu gelişimi siz nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Okumalarım arttıkça şunu gördüm: Yazılmamış bir konu
yok. Yazarı diğerlerinden ayıran şey ise üsluptur. Bazı yazarlar benzeri
defalarca yazılmış bir konuyu öyle başka anlatır ki ilk defa okumuş hissine
kapılırsınız. Fakat üslup-biraz iddialı bir laf olacak belki-kendini tekrar
ettiren bir fasit dairedir aynı zamanda. Açıkçası ben üslupsuzluktan yanayım.
Daha doğrusu sabit bir üsluba takılıp kalmak istemiyorum. Elbette bu
tartışılabilir bir konu. Her seferinde yeni bir şey denemek, yeninin peşinden
koşmak benim üslup anlayışım. Bu da beni haliyle deneyselliğe götürdü.
Deneysellik, sınırsızlık imkânını sunuyor bana. Bu da benim için bulunmaz bir
nimet. Bay Prada’da pek çok öykü birbirinden farklıdır. Bu benim bilinçli bir
tercihimdi. Gerçi üslubunu bulamamak şeklinde eleştiriler de aldı. Söylediğim
gibi üslup bulma derdinde değilim. Her öykümde tek bir amacım var: Bir önceki
öykümden farklı yazabilmek. Bence her öykü kendinden öncekini alt edebilmeli.
Amaç bu olunca da her seferinde heyecanlanıyorum. Bu da benim yazma hazzımı
coşturuyor. Hep bir sonraki öykümü merak ederek yaşıyorum.
* “Mutsuz
Yaradılışlı Çinakoplar Sevmez Beni” ve “ Vakur Gri X” Ben bu öykülerinizin filmi çekilsin isterdim. Size böyle bir
teklif gelse hangi öykünüzü seçerdiniz?
Neden olmasın, ben de isterim. Vakur Gri X’i şimdi
anlatmaya kalksam ben de anlatamam. Çok katmanlı ve kapalı bir öykü. Mutsuz
Yaradılışlı Çinakoplar Sevmez Beni, güzel tepkiler aldı. Ama şöyle bir durum
var. Oyuncu arkadaşım Mehmet Özbek ile Tavuklar adlı öykümün kısa filmini
çekmeyi düşünüyoruz. Bu yaz üzerinde bir hayli düşündük. Bir aksilik olmazsa
önümüzdeki yaz çekmeyi düşünüyoruz. Bu da beni oldukça heyecanlandırıyor.
* “Annemin
Kuşları” adlı çocuk kitabınız var. Çocuk kitapları sektöründe işler nasıl
işliyor?
Annemin Kuşları samimiyetle söylüyorum, benim en
sevdiğim kitabımdır. Yazarken en zorlandığım, en eğlendiğim kitap oldu.
Çocuklar, yetişkinlere göre daha dürüst. Tepkileri daha sert olabiliyor. Bu
yüzden çok çekindim. Gittiğim söyleşilerde güzel tepkilerin yanı sıra sert
eleştiriler de aldım. Tekrar okuduğumda çocukların ne kadar eleştirel olduğunu
gördüm ve şaşırdım. Harika bir duygu. Günümüzdeki eleştirmenlerden daha net
şeyler görüp söylüyorlar. Algıları daha yüksek, beğenileri eşsiz diyebilirim.
Çocuk kitapları piyasası da farklı değil. Tekelleşmiş yayınevleri, emek sömüren
dağıtım ağları ile köşeler kapılmış zaten. Bir pazar kurulmuş ve kimse tezgâh
açmanı istemiyor. Açıkçası umursamıyorum, ben yazıyorum ve yazmaktan keyif
alıyorum. Mümkün oldukça da paylaşmaya devam edeceğim. Şu sıralar yeni bir
çocuk kitabı üzerinde çalışıyorum. Umarım o da kendini yazdırır.
* Son dönem
öykücülerden kimleri beğeniyor ve takip ediyorsunuz?
O kadar çok isim var ki takip ettiğim… Birilerini
unutursam üzülürüm. Şöyle hızla aklımdan geçen isimler: Orçun Ünal, M. Özgür
Mutlu, Mehmet Fırat Pürselim, Hakkı İnanç, Pelin Buzluk, Türker Ayyıldız, Fuat
Sevimay, Ayşegül Kocabıçak, Ebru Askan, Melike Belkıs Aydın, Mehmet Erte, Bora
Abdo, Serkan Türk, Murat Özyaşar, Birgül Oğuz, Gamze Güller… Saymakla bitmez…
*Öykü eleştirileri
de yazıyorsunuz. Biraz da eleştiriden söz edelim. Öykücülüğümüzün eleştirisi ne
durumda?
Öykü eleştirisini önemsiyorum. Eleştirinin olmadığı edebiyat vasat edebiyattır. Maalesef ki gazetelerin kitap
eklerine baktığımızda övgülerle dolu, samimiyetten uzak, al gülüm ver gülüm
yazılar görüyoruz. Bunun ne okura ne de yazara faydası var. Bugün 50 kuşağı
öykücülüğünü öve öve bitiremiyorsak onların öykü kuramına kafa yormasına ve
eleştiri yazmasına borçluyuz. Günümüzde hiç eleştiri yazılmıyor demiyorum,
elbette yazılıyor fakat ben yeterli olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden zaman
buldukça eleştiri yazmaya gayret ediyorum. İleride 2000 kuşağı öykücülüğünden
söz edilebilmesi için öykü eleştirisine ve kuramına kafa yorulmalı diye
düşünüyorum.
* Son olarak
bize yeni çalışmalarınızdan kısaca söz eder misiniz? Tezgâhta neler var?
İki ayrı öykü dosyası açtım. Birisinin belli bir
konsepti var. Birbirine dokunan öyküler. Diğeri de kategori yapmadığım bağımsız
öyküler. Belki ayrı ayrı ileride çıkarabilirim. Belki de ikisini tek kitapta
toplayabilirim. Acelem yok. Buna öyküler ve zaman karar versin istiyorum. Çocuk
kitabım var kurmaya başladığım, sanırım çocuk kitabına öncelik vereceğim.
Yazmak istediğim çok şey var fakat zaman yok ne yazık ki…
*Samimiyetiniz ve içten yanıtlarınız için teşekkür
ediyorum.
Ben teşekkür ederim, ilginiz için…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder