16 Eylül 2018 Pazar

TUNÇ KURT SÖYLEŞİ



YAZAR TUNÇ KURT İLE     SÖYLEŞİ


MEHMET ŞEN
Tunç Kurt, 1982  Muğla doğumlu genç bir yazar. Öykü, şiir, eleştiri, inceleme, söyleşi yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı.
“Herkesin İçinde Hiç Olmak”, “Annemin Kuşları” ve “Bay Prada Nasıl Öldürüldü?” adlı kitapların yazarı Tunç Kurt kimdir, bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Hayatı sözcüklerle anlamaya çalışan biriyim diyebilirim kendim için. Çünkü hayatı anlamanın anlatmak kadar zor olduğuna inanıyorum. Elimde yalnızca sözcükler var. Aram iyi onlarla. En başından beri de öyleydi. Abimin bana okuduğu masallara o kadar hayran olmuştum ki onları kendim okuyacağım günü iple çektim. O ilk sözcüğü seslendirmemden bugüne ilişkim hiç kopmadı. Ben her şeyden önce bir okurum, öykücülüğümün hikâyesi sonra başladı.
*Yazarlık serüveniniz nasıl gelişti. Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?
Çok okuyunca kıskançlık da peşi sıra geliyor. Yıllarca yazabilir miyim diye sordum kendime. Şimdi düşünüyorum da birçok tesadüf zaten beni yazmaya yönlendirmiş. Abimin okuduğu o masal kitabı gibi… Evde kitap da olmazdı. Garibanlıktan falan değil, hayat gailesi vs diyelim. Babam nasıl olduysa bir takım ansiklopedi alıp gelmişti. Ciltlerden biri de o masallardı. Ben onla başladım okumaya, ardından tüm ansiklopedi setini okudum. Ardından çizgi romanlar… Edebi okumalarım üniversite yıllarında oldu. Aksi bir sahafa test kitaplarımı satmak istemiştim, o da bana para vermeyeceğini söylemiş, istediğim üç kitabı alıp gitmemi söylemişti. Hiç bakmadan raftan çektiğim üç kitap edebi okumalarımın temeli oldu. O kitaplar: Cemal Süreya-Sevda Sözleri, İlhan Berk-Avluya Düşen Gölge, Tolstoy-Kröyçer Sonat’tı. Artık şiir vardı hayatımda. İkinci yeniden başlayıp gerilere doğru gittim. Şiirler yazdım ama yayınlamadım onları. Öykü en geç tanıştığım tür oldu. Önyargılıydım hatta. Askerde beni silahlık görevlisi yaptılar. Bir odada üç yüz küsur tüfeğin arasında on iki saat geçiriyordum. Kalın kalın romanlar deviriyordum. Orada bir askerle tanıştım. Edebiyat konuşuyorduk sadece. Bana öykünün ne kadar farklı bir tür olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Sevgili Selim Somuncu, bana Ayfer Tunç’un Evvel Otel adlı kitabını verdi. O kitap öyküye olan bakışımı değiştirdi. Sonrasında bana uzun bir okuma listesi yaptı. O günden sonra öykü okuru oldum ben. Hala da öyle… Yazmak istediğimi ona da söyledim. Beni yüreklendirdi bu konuda. İlk öykümü 2007 yılında yazdım. Selim, üç yıl içinde yirminin üzerinde öykü yazdırdı bana. Bunlardan bir kısmını seçip kitaplaştırdım. İlk öykü kitabım Herkesin İçinde Hiç Olmak 2010 yılında Hayal Yayınları tarafından yayımlandı. Benim maceram da böylece başlamış oldu.
*İlk kitabınız yayımlanıncaya kadar neler yaptınız?
Doğal süreci yaşadım diyebilirim. Öyküler yazdım, bir kısmını dergilerde yayımladım. Sonra dosya oluşunca yayınevlerine dosyamı gönderdim. Birçok ret alıp dosyayı yeniden şekillendirdim. Sonra yine yayınevlerine dosya göndermeler… İlk kitap sancılı bir süreçtir. Bu sancıyı fazlasıyla çektim. Nihayetinde Hayal Yayınları bana güvendi ve ilk kitabımı basmaya karar verdiler.
*İlk kitabınız “Herkesin İçinde Hiç Olmak” nasıl ortaya çıktı? Size yarışma sonrası bir teklif mi geldi, siz mi yayın evine bir kitap dosyası gönderdiniz? İlk kitabınızın ortaya çıkış serüveninden bahseder misiniz biraz?
Herkesin İçinde Hiç Olmak 2010’da yayımlandı. Bir yarışma sonrası değildi. 2012’de Varlık Dergisi’nin Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’ne katıldım. Orada dosyam dikkate değer bulunmuştu. Yeni çıkan kitabım Bay Prada Nasıl Öldürüldü’nün ham haliydi o dosya. Yeni bir yazarsanız size teklif gelme ihtimali oldukça düşüktür. Teklif alan öykücüler belki de vardır bilemiyorum ama bana bir teklif gelmedi. Ben adeta kendimi paraladım. Bugün öykücü kabul ediliyorsam edebiyatı cırmalayarak geldim diyebilirim.
*Genç yazarlara ilk kitapları için neler önerirsiniz?
Öncelikle sabır. En zor süreç ilk kitaptır. En azından bende öyle oldu. İlk kitabını çıkaran arkadaşlarım da hemen hemen bu yollardan geçtiler. Gerçekten içlerine sinen bir dosyaları varsa bunu kitaplaştırmak gerek çünkü yıllar sonra ilk kitabın pişmanlığı yakanızı bırakmaz. İlk kitabın günahı olmaz derler ama yine de acele etmemekte fayda var. Bence olması gereken şey öyküleri edebiyat dergilerinde sınamaktır. Belli bir yayın kurulu tarafından okunup dergide yer almak ilk sınavdır aslında. Bu sayede diğer çağdaşlarınızı okuyup öykücülüğünüzün yerini de belirleme şansına sahip olursunuz. Dergiler iyidir, hatta kitaplardan daha da iyi.
*Her yazarın bir çalışma biçimi vardır. Kimi yazar öyküleri kafasında yazar bitirir sonra kağıda döker. Kimi yazar hayatın içindedir, öykülerini yaşadıklarından devşirir. Siz nasıl bir yazarsınız? Günde kaç saat çalışır, nasıl yazarsınız?
Benim öykülerim çoğunlukla kurgudur. Hayattan ve kendi hayatımdan izler de taşıyabilir fakat bu hiçbir zaman gerçeğe sadık değildir. Kurgunun gerçekten daha gerçekçi olduğuna inanırım. Bu yüzden öykü öncelikle zihnimde başlar. Film gibi oynatırım. İskeleti oluşunca da ayrıntıları düşünürüm. Yani bir ilham meleğine inanmam. Çoğu yazarın hoşuna gitmeyen bir şeye inanırım: Matematik. Benim kendimce bir matematiğim var. Akışına bırakmam, ipler elimdedir. Nerede ne olacağını baştan bilirim. Çoğu kez deneysel öyküler yazıyorum. Kurgu ile deneyselliğin denklemi bana sınırsız imkânlar sunar. Öykücülüğümün temeli de bu zaten. Çünkü deneysellik kendimi şaşırtmanın en iyi yolu. Yazdığım öyküde öncelikle kendi zekâmı sınarım. Beni şaşırtan elbet beni okuyanları da şaşırtacaktır. En azından buna inanmak istiyorum. Düzenli yazan biri değilim maalesef. Kendimi yazmaya zorlamam. Zaten iş güç derken çok da zamanım yok. Akşamları ve hafta sonları yazabiliyorum sadece ama bu her zaman düzenli olmuyor. Hatta çoğu zaman yazamıyorum. Ne yazacağımı bilsem bile olmuyor.
*İlk kitabınızda güzel öyküler var ama ikinci kitabınızda “ güzel öyküleri güzel anlatmışsınız” diye düşünüyorum. “Bay Prada Nasıl Öldürüldü?” kitabınızda öyküler daha deneysel ve katmanlı. Öykücülüğünüzdeki bu gelişimi siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Okumalarım arttıkça şunu gördüm: Yazılmamış bir konu yok. Yazarı diğerlerinden ayıran şey ise üsluptur. Bazı yazarlar benzeri defalarca yazılmış bir konuyu öyle başka anlatır ki ilk defa okumuş hissine kapılırsınız. Fakat üslup-biraz iddialı bir laf olacak belki-kendini tekrar ettiren bir fasit dairedir aynı zamanda. Açıkçası ben üslupsuzluktan yanayım. Daha doğrusu sabit bir üsluba takılıp kalmak istemiyorum. Elbette bu tartışılabilir bir konu. Her seferinde yeni bir şey denemek, yeninin peşinden koşmak benim üslup anlayışım. Bu da beni haliyle deneyselliğe götürdü. Deneysellik, sınırsızlık imkânını sunuyor bana. Bu da benim için bulunmaz bir nimet. Bay Prada’da pek çok öykü birbirinden farklıdır. Bu benim bilinçli bir tercihimdi. Gerçi üslubunu bulamamak şeklinde eleştiriler de aldı. Söylediğim gibi üslup bulma derdinde değilim. Her öykümde tek bir amacım var: Bir önceki öykümden farklı yazabilmek. Bence her öykü kendinden öncekini alt edebilmeli. Amaç bu olunca da her seferinde heyecanlanıyorum. Bu da benim yazma hazzımı coşturuyor. Hep bir sonraki öykümü merak ederek yaşıyorum.
* “Mutsuz Yaradılışlı Çinakoplar Sevmez Beni” ve “ Vakur Gri X” Ben bu öykülerinizin  filmi çekilsin isterdim. Size böyle bir teklif gelse hangi öykünüzü seçerdiniz?
Neden olmasın, ben de isterim. Vakur Gri X’i şimdi anlatmaya kalksam ben de anlatamam. Çok katmanlı ve kapalı bir öykü. Mutsuz Yaradılışlı Çinakoplar Sevmez Beni, güzel tepkiler aldı. Ama şöyle bir durum var. Oyuncu arkadaşım Mehmet Özbek ile Tavuklar adlı öykümün kısa filmini çekmeyi düşünüyoruz. Bu yaz üzerinde bir hayli düşündük. Bir aksilik olmazsa önümüzdeki yaz çekmeyi düşünüyoruz. Bu da beni oldukça heyecanlandırıyor.
* “Annemin Kuşları” adlı çocuk kitabınız var. Çocuk kitapları sektöründe işler nasıl işliyor?
Annemin Kuşları samimiyetle söylüyorum, benim en sevdiğim kitabımdır. Yazarken en zorlandığım, en eğlendiğim kitap oldu. Çocuklar, yetişkinlere göre daha dürüst. Tepkileri daha sert olabiliyor. Bu yüzden çok çekindim. Gittiğim söyleşilerde güzel tepkilerin yanı sıra sert eleştiriler de aldım. Tekrar okuduğumda çocukların ne kadar eleştirel olduğunu gördüm ve şaşırdım. Harika bir duygu. Günümüzdeki eleştirmenlerden daha net şeyler görüp söylüyorlar. Algıları daha yüksek, beğenileri eşsiz diyebilirim. Çocuk kitapları piyasası da farklı değil. Tekelleşmiş yayınevleri, emek sömüren dağıtım ağları ile köşeler kapılmış zaten. Bir pazar kurulmuş ve kimse tezgâh açmanı istemiyor. Açıkçası umursamıyorum, ben yazıyorum ve yazmaktan keyif alıyorum. Mümkün oldukça da paylaşmaya devam edeceğim. Şu sıralar yeni bir çocuk kitabı üzerinde çalışıyorum. Umarım o da kendini yazdırır.
* Son dönem öykücülerden kimleri beğeniyor ve takip ediyorsunuz?
O kadar çok isim var ki takip ettiğim… Birilerini unutursam üzülürüm. Şöyle hızla aklımdan geçen isimler: Orçun Ünal, M. Özgür Mutlu, Mehmet Fırat Pürselim, Hakkı İnanç, Pelin Buzluk, Türker Ayyıldız, Fuat Sevimay, Ayşegül Kocabıçak, Ebru Askan, Melike Belkıs Aydın, Mehmet Erte, Bora Abdo, Serkan Türk, Murat Özyaşar, Birgül Oğuz, Gamze Güller… Saymakla bitmez…
*Öykü eleştirileri de yazıyorsunuz. Biraz da eleştiriden söz edelim. Öykücülüğümüzün eleştirisi ne durumda?
Öykü eleştirisini önemsiyorum. Eleştirinin olmadığı edebiyat vasat edebiyattır. Maalesef ki gazetelerin kitap eklerine baktığımızda övgülerle dolu, samimiyetten uzak, al gülüm ver gülüm yazılar görüyoruz. Bunun ne okura ne de yazara faydası var. Bugün 50 kuşağı öykücülüğünü öve öve bitiremiyorsak onların öykü kuramına kafa yormasına ve eleştiri yazmasına borçluyuz. Günümüzde hiç eleştiri yazılmıyor demiyorum, elbette yazılıyor fakat ben yeterli olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden zaman buldukça eleştiri yazmaya gayret ediyorum. İleride 2000 kuşağı öykücülüğünden söz edilebilmesi için öykü eleştirisine ve kuramına kafa yorulmalı diye düşünüyorum.
* Son olarak bize yeni çalışmalarınızdan kısaca söz eder misiniz? Tezgâhta neler var?
İki ayrı öykü dosyası açtım. Birisinin belli bir konsepti var. Birbirine dokunan öyküler. Diğeri de kategori yapmadığım bağımsız öyküler. Belki ayrı ayrı ileride çıkarabilirim. Belki de ikisini tek kitapta toplayabilirim. Acelem yok. Buna öyküler ve zaman karar versin istiyorum. Çocuk kitabım var kurmaya başladığım, sanırım çocuk kitabına öncelik vereceğim. Yazmak istediğim çok şey var fakat zaman yok ne yazık ki…
*Samimiyetiniz ve içten yanıtlarınız için teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim, ilginiz için…

Şubat 2017 (Aydili Sanat Dergisi'nin 20. sayısında yayımlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder