30 Nisan 2016 Cumartesi

SATILIK GÜLÜŞLER


 Günlerden cumartesi. Ümmügülsümsahilsutoprak, pazara gidiyor. Bedenini saran siyah elbisenin altında kırmızı topuklu ayakkabılar, elinde düğmesine basınca pazar arabasına dönüşen şemsiyesi, ilerliyor.
Çelik pazar tezgâhlarının arkasında, bir gülüşün kaç müşteri ettiğini bilerek sırıtan satıcılar... Gelen müşteriye göre ayarlanıyor ses: “Gel abla gel, güzel bayanlar için Paris’ten geldi bunlar.”  Ümmü, gülsüm, sahil, su, toprak bir bedenin tekilliğinde kıkırdıyor. Yaklaşıyor tezgâha doğru. Kavanozların içinde farklı renklerde irili ufaklı gözler.
 “Canlı mı bunlar?”
 “Bu sabah geldi ablam, ne renk vereyim?”
 Göz kapakları üstünde duran gözler, göz kırpıyor, hepsi birbirinden kederli.  Son günlerde kaçakçıların mültecilere dadandığını hatırlıyor, “Kalsın.” diyor Ümmügülsümsahilsutoprak.
 Yan tezgâhta korsan kılıklı bir adam: “Batan geminin malları bunlar!” diye bağırıyor. Tezgâhta ne ararsanız mevcut: Kitap, CD, parfüm… Sağ kolunun ucunda elinin yerine takılmış olan demir çengele asılı bir poşet uzatıyor adam. “Bu tam size göre bayan, Kayıp Ruhun İlacı, sudan ucuz.”.  Poşeti alıyor, şemsiyeden arabaya dönüşen pazar çantasına yerleştiriyor. Kırmızı ayakkabıların tıkırtısına, pazar arabasının sesi eşlik ediyor.
 Birkaç adım ilerliyor. Yeni bir tezgâh, arkasında beyaz gömlekli, siyah yelekli ve bıyıklı adamlar. Koro halinde bağırıyorlar: “Böbreğin tazesi bizde, gel vatandaş, gel!” Böbreklerin üst üste dizildiği tezgâhın önünde ışıklı bir tabelada “Perhize, diyalize son.” yazısı yanıp sönüyor. Tezgâhın önünde iki sıra var. Biri böbreğini satanlar için, arka tarafa doğru uzanıyor. Ön taraftaki sırada alıcılar bekliyorlar. “Almak şart değil, bakmak serbest” diyor siyah yelekli adam. Müşterilerden biri, teşhir için eline tutuşturulan kanlı böbreği avuçluyor, kokluyor kavun alır gibi.
 Böbrekler ilgisini çekmiyor Ümmügülsümsahilsutoprak’ın. Karşı tarafa, Japonya’dan ithal edilen ölümsüzlük mantarlarına doğru yürüyor. Tezgâhın albenisi yerinde; Uzakdoğu’yu anımsatan fenerler, tekdüze bir müzik, tütsüler ve ölümsüzlük mantarından yapılmış çeşitli ürünler…  Kimonolu bir kız, ellerini çenesinin altında birleştirerek selamlıyor müşterileri. Kalabalığı aşarak yüz gramlık çaylardan almayı başarıyor.
-Ümmü,
Gülsüm,
Sahil,
Su, huu!
Toprak. 
 Adı tamamlanınca anlıyor kendine seslenildiğini. Tanıdık geliyor ses, dönüp arkaya bakıyor. Yüz de tanıdık, ama çıkartamıyor.
 “Tanımadın mı kız? Ben, Naciye teyzen!” diye sırıtıyor kadın.
  “Dur bakayım sana” diyor Ümmügülsümsahilsutoprak.  “Ön dişlerin uzamış, dişlerini mi yaptırdın?”
“Ya gülüşüm? Gülüşümü fark etmedin mi yoksa? Nasıl, neşeli olmuş muyum?” 
Ümmügülsümsahilsutoprak, Naciye teyze, topuklu ayakkabılar ve pazar çantası, Naciye teyzenin ballandıra ballandıra anlattığı tezgâha doğru yürüyorlar. Cinsellik destekli din pazarlamacılarını ve cevşen satan hacı amcaları fark etmeden ilerliyorlar. Hedef; “Sonsuz gülüş enerjisi” Ümmügülsümsahilsutoprak, biraz da Naciye teyzesine uyarak, yeni bir gülüş satın almak istiyor.
“NASIL GÜLMEK İSTERSİNİZ?” diye soruyor tezgâhın arkasındaki beyaz önlüklü adam. Büyük bir ciddiyetle anlatıyor, “Gülüş tasarımında öncelikle yüz hatlarınızı inceliyor, size özel gülüş tasarımı yapıyoruz.” diyor adam.” Çekici, nazik, entelektüel, sportif… Nasıl bir gülümseme tercih edersiniz?”
 Ümmügülsümsahilsutoprak kafası karışarak bakıyor adama.   Naciye teyze biraz önce satın aldığı neşeli gülüşüyle sırıtıyor. “Benimki de neşeli olsun” diyor Ümmügülsümsahilsutoprak. Tezgâhın arkasına geçiyor.
Radyoda bir ses, ülkenin doğusunda ölenlerin adlarını sayıyor. Pazar yerinin gürültüsünde duyulmuyor.  Ümmügülsümsahilsutoprak, kırmızı topuklar, pazar arabası ve yeni satın aldığı neşeli gülüşüyle evine doğru yürüyor. Önü sıra yürüyen bir canlı bombanın, pimi çekmeye hazırlandığından habersiz.
*Evrensel Kültür'de yayımlanmıştır (297.Sayı  Eylül 2016 )  

1 yorum: