SARI ELBİSE
“Terzi, kişinin bedenine göre elbise diker.
Hazır giyim bizden elbiseye göre bedenler ister.”
Fabrika, daha çok bir hangarı anımsatıyor.
Penceresiz çelik yapının tavanında dev havalandırma boruları var. Borular,
metalik bir hayvanın kalın bağırsakları gibi dolanıyor tavan boyunca. Boruların
altında, zincirlerin ucunda lambalar asılı.
Gürültülü bir ortam. Burası bir hazır giyim fabrikası. Yüksek teknolojili dev
bir tezgâh. Yazıcı kartuşuna benzer bir robot… Kumaşı silindirden alıyor,
tezgâhın iki yanındaki raylarda ilerleyerek kesim yapacağı bölüme taşıyor.
Dıııt, dı dı dı dıııt, dıııt, tıs sesleriyle kesilip biçiliyor kumaş.
İşçilerden biri kesilen parçaları ilgili bölüme taşıyor. Sanayi tipi dikiş
makinelerin her birinin başında başka bir işçi var. Hepsi sarı bir elbisenin
farklı bölümlerini dikiyor. Kol, etek, yaka, düğme… Son ütü, paketleme. Sarı elbise mağazaya gönderilmek üzere yola
çıkıyor. Yazıcı kartuşuna benzeyen robot, çalışmaya devam ediyor. Kumaşı
silindirden alıyor, tezgâhın iki yanındaki raylarda ilerleyerek kesim yapacağı
bölüme taşıyor. Dıt, dı dı dı dıııt, dıııt, tıs.
Hacer, süpermarkette bir kasiyer. Süpermarket daha çok bir hangarı
anımsatıyor. Penceresiz çelik yapının tavanında dev havalandırma boruları var.
Borular, metalik bir hayvanın kalın bağırsakları gibi dolanıyor tavan boyunca.
Boruların altında, zincirlerin ucunda
lambalar asılı. Yedi numaralı kasanın önü kalabalık. Yürüyen bandın üzeri
sıradaki müşterilerin ürünleriyle dolu. Dıt, dıt, dıt… Kasa görevlisi Hacer,
ürünlerin barkodunu okutuyor... Dıt, dıt… “58 lira 90 kuruş. 50 TL üzeri
alışveriş yapana diş macunu 6 TL. Kampanyamızdan yararlanmak ister misiniz?
64.90. Şifreniz… Fişiniz. İyi günler efendim, yine bekleriz.”. Sıradaki müşterinin ürünleri. Dıt, dıt, dıt…
Hacer yorgun. Hacer yarını düşünüyor. Yarın hafta tatili.
Ertesi gün. Bir AVM. Daha çok bir hangarı anımsatıyor. Penceresiz çelik yapının tavanında
dev havalandırma boruları var. Metalik bir hayvanın kalın bağırsakları gibi
dolanıyorlar tavan boyunca. Boruların altında, zincirlerin ucunda renkli
balonlar asılı. AVM’ de büyük indirim var! Kapıda uzun bir kuyruk… Kimse
tanımıyor birbirini. X-Ray cihazından
geçmek zorunda yabancılar. Hacer
kuyrukta, sıra bekliyor. Önündeki adam güvenlik kapısından geçerken kapı
ötüyor: Dıııııııt, dıııııııt. Güvenlik görevlisi üstünü arıyor adamın. Sıra Hacer’in. Çantasını metal silindirlerin
üstüne bırakıyor. Saçaklı derilere sürtünerek cihazın ağzından içeri giriyor
çanta. Güvenli. Hacer de adamın geçtiği kapıdan geçiyor. Sihirli bir kapıdan
geçer gibi… Hacer güvenli, kapı ötmüyor. Huzurla tamamlıyor AVM’nin giriş
ritüelini.
Birinci kat, mağaza vitrinleri. Günün modasına uygun giysiler... Cansız
mankenlerin ölü bakışları “Sarı ve tonlarını giyin!” diyor. Farklı markalar,
benzer ürünler… Vitrinleri düzenleyenler, giyim dışında farklı objeler
kullanıyor. Mavi bir sandalye, denizci feneri, can simidi… Fark edilmiyor
ürünlerin tekdüzeliği. Vitrinleri seyrederek, yürüyen merdivenlere kadar
geliyor Hacer. Yürüyen merdivenler, yürümeyi unutan insanlarla dolu. Kalabalığa
uyuyor Hacer. İstiflenip, üst kata taşınıyor kalabalıkla beraber. Bildik, ünlü
bir markaya ait bir mağaza merdivenlerin tam karşısında karşılıyor onları. Vitrinindeki ürünlerin modelleri, renkleri
aynı… Fakat “%70’e varan indirim”
yazısı dikkatini çekiyor müşterilerin. “9.99’dan başlayan fiyatlar”ı gören
kalabalık akın akın doluşuyor içeri. Hacer de onlarla birlikte hareket ediyor.
İndirimli reyonu arıyor içeride. Köşede bir sepet… Başı kalabalık. Zar zor
ulaşıyor sepete. Geçen sezonun ürünleri bunlar. Defolu ya da seçilenlerden arta
kalanlar. İşe yarar bir şey bulamıyor Hacer. Kalabalığın ruhu, burada kendine
uygun bir şeyleri uygun fiyattan satın alabileceğine ikna ediyor onu. Dikkatle
dolaşmaya başlıyor. Ya rengini beğenmiyor baktıklarının ya bedenleri küçük. Tam umudu kestiği sırada,
askıdaki sarı elbise dikkatini çekiyor. “Tanrım, bu benim olmalı!” diyor içinden.
Kalabalığı yararak elbisenin olduğu yöne doğru ilerliyor. Kumaşı, rengi, modeli
harika. XL bedenini bulup deneme
kabinine yöneliyor. Kabinler dolu. Geçen sezonun renkleriyle bekliyor
sıradakiler. Kabinlerden çıkanlar sarının tonlarına bürünüyor. Uzunca bir
bekleyişten sonra sıra Hacer’e geliyor. Elbiseyi deniyor. Biraz dar mı geldi
ne? Sıkıyor. Omuzları ve kalça kısımları dikişleri patlayacak kadar sıkıyor
aslında. “Bu elbiseyi almak istiyorum” diyor Hacer. “Ne yapıp edip kilo
vermeliyim.” Almak istiyor. Kararsız… Bilinçaltı devrede. “Al beni!” diyor
elbise. Kabinden çıkıp kasa kuyruğuna giriyor. Elbiseye bakıyor göz ucuyla.
“Kasada otur otur, iyice şiştim tabi. Hep bu iş yüzünden.” diye geçiriyor
içinden. Sonra elbisenin yerine de konuşuyor Hacer: “Kilo vermelisin biraz. Ama
bu diyetle falan olmaz Hacer Hanım. En iyisi midene kelepçe taktır sen.”
“Sıradaki” diyor kasa görevlisi genç adam.
Hacer, elindeki sarı elbiseyi tezgâhın üzerine koyuyor. “Peşin, taksit? –Yakışıklı çocukmuş- 86 lira 41 kuruş. –O da benim gibi müşterinin gözlerine bakmıyor-
Şifreniz lütfen. –Bazı müşteriler de
beni inceliyor mu acaba böyle?- İyi günlerde kullanın.” Hacer paketi
alıyor. Kısacık bir an göz göze geliyor kasiyerle. Sonra hemen sıradaki
müşteriye yöneliyor kasiyerin bakışları. Hacer, “Görürsünüz bak. Ben de bu elbisenin içine girmezsem eğer…” diye
söylenerek çıkıyor mağazadan. Elbiseyle birlikte zorlu bir mide küçültme ameliyatı sattığının farkında değil genç kasiyer,
çoktan unutmuş olmalı Hacer’i.
*Patika Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisinin 92. sayısında yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder