30 Nisan 2016 Cumartesi

                                              
  SARI ELBİSE
“Terzi, kişinin bedenine göre elbise diker.
Hazır giyim bizden elbiseye göre bedenler ister.”

      Fabrika, daha çok bir hangarı anımsatıyor. Penceresiz çelik yapının tavanında dev havalandırma boruları var. Borular, metalik bir hayvanın kalın bağırsakları gibi dolanıyor tavan boyunca. Boruların altında, zincirlerin ucunda lambalar asılı. Gürültülü bir ortam. Burası bir hazır giyim fabrikası. Yüksek teknolojili dev bir tezgâh. Yazıcı kartuşuna benzer bir robot… Kumaşı silindirden alıyor, tezgâhın iki yanındaki raylarda ilerleyerek kesim yapacağı bölüme taşıyor. Dıııt, dı dı dı dıııt, dıııt, tıs sesleriyle kesilip biçiliyor kumaş. İşçilerden biri kesilen parçaları ilgili bölüme taşıyor. Sanayi tipi dikiş makinelerin her birinin başında başka bir işçi var. Hepsi sarı bir elbisenin farklı bölümlerini dikiyor. Kol, etek, yaka, düğme… Son ütü, paketleme.  Sarı elbise mağazaya gönderilmek üzere yola çıkıyor. Yazıcı kartuşuna benzeyen robot, çalışmaya devam ediyor. Kumaşı silindirden alıyor, tezgâhın iki yanındaki raylarda ilerleyerek kesim yapacağı bölüme taşıyor. Dıt, dı dı dı dıııt, dıııt, tıs.
      Hacer, süpermarkette bir kasiyer. Süpermarket daha çok bir hangarı anımsatıyor. Penceresiz çelik yapının tavanında dev havalandırma boruları var. Borular, metalik bir hayvanın kalın bağırsakları gibi dolanıyor tavan boyunca. Boruların altında, zincirlerin ucunda lambalar asılı. Yedi numaralı kasanın önü kalabalık. Yürüyen bandın üzeri sıradaki müşterilerin ürünleriyle dolu. Dıt, dıt, dıt… Kasa görevlisi Hacer, ürünlerin barkodunu okutuyor... Dıt, dıt… “58 lira 90 kuruş. 50 TL üzeri alışveriş yapana diş macunu 6 TL. Kampanyamızdan yararlanmak ister misiniz? 64.90. Şifreniz… Fişiniz. İyi günler efendim, yine bekleriz.”.  Sıradaki müşterinin ürünleri. Dıt, dıt, dıt… Hacer yorgun. Hacer yarını düşünüyor. Yarın hafta tatili.
      Ertesi gün. Bir AVM. Daha çok bir hangarı anımsatıyor. Penceresiz çelik yapının tavanında dev havalandırma boruları var. Metalik bir hayvanın kalın bağırsakları gibi dolanıyorlar tavan boyunca. Boruların altında, zincirlerin ucunda renkli balonlar asılı. AVM’ de büyük indirim var! Kapıda uzun bir kuyruk… Kimse tanımıyor birbirini.  X-Ray cihazından geçmek zorunda yabancılar. Hacer kuyrukta, sıra bekliyor. Önündeki adam güvenlik kapısından geçerken kapı ötüyor: Dıııııııt, dıııııııt. Güvenlik görevlisi üstünü arıyor adamın.  Sıra Hacer’in. Çantasını metal silindirlerin üstüne bırakıyor. Saçaklı derilere sürtünerek cihazın ağzından içeri giriyor çanta. Güvenli. Hacer de adamın geçtiği kapıdan geçiyor. Sihirli bir kapıdan geçer gibi… Hacer güvenli, kapı ötmüyor. Huzurla tamamlıyor AVM’nin giriş ritüelini.
Birinci kat, mağaza vitrinleri. Günün modasına uygun giysiler... Cansız mankenlerin ölü bakışları “Sarı ve tonlarını giyin!” diyor. Farklı markalar, benzer ürünler… Vitrinleri düzenleyenler, giyim dışında farklı objeler kullanıyor. Mavi bir sandalye, denizci feneri, can simidi… Fark edilmiyor ürünlerin tekdüzeliği. Vitrinleri seyrederek, yürüyen merdivenlere kadar geliyor Hacer. Yürüyen merdivenler, yürümeyi unutan insanlarla dolu. Kalabalığa uyuyor Hacer. İstiflenip, üst kata taşınıyor kalabalıkla beraber. Bildik, ünlü bir markaya ait bir mağaza merdivenlerin tam karşısında karşılıyor onları.  Vitrinindeki ürünlerin modelleri, renkleri aynı… Fakat “%70’e varan indirim” yazısı dikkatini çekiyor müşterilerin.  “9.99’dan başlayan fiyatlar”ı gören kalabalık akın akın doluşuyor içeri. Hacer de onlarla birlikte hareket ediyor. İndirimli reyonu arıyor içeride. Köşede bir sepet… Başı kalabalık. Zar zor ulaşıyor sepete. Geçen sezonun ürünleri bunlar. Defolu ya da seçilenlerden arta kalanlar. İşe yarar bir şey bulamıyor Hacer. Kalabalığın ruhu, burada kendine uygun bir şeyleri uygun fiyattan satın alabileceğine ikna ediyor onu. Dikkatle dolaşmaya başlıyor. Ya rengini beğenmiyor baktıklarının ya   bedenleri küçük. Tam umudu kestiği sırada, askıdaki sarı elbise dikkatini çekiyor. “Tanrım, bu benim olmalı!” diyor içinden. Kalabalığı yararak elbisenin olduğu yöne doğru ilerliyor. Kumaşı, rengi, modeli harika.  XL bedenini bulup deneme kabinine yöneliyor. Kabinler dolu. Geçen sezonun renkleriyle bekliyor sıradakiler. Kabinlerden çıkanlar sarının tonlarına bürünüyor. Uzunca bir bekleyişten sonra sıra Hacer’e geliyor. Elbiseyi deniyor. Biraz dar mı geldi ne? Sıkıyor. Omuzları ve kalça kısımları dikişleri patlayacak kadar sıkıyor aslında. “Bu elbiseyi almak istiyorum” diyor Hacer. “Ne yapıp edip kilo vermeliyim.” Almak istiyor. Kararsız… Bilinçaltı devrede. “Al beni!” diyor elbise. Kabinden çıkıp kasa kuyruğuna giriyor. Elbiseye bakıyor göz ucuyla. “Kasada otur otur, iyice şiştim tabi. Hep bu iş yüzünden.” diye geçiriyor içinden. Sonra elbisenin yerine de konuşuyor Hacer: “Kilo vermelisin biraz. Ama bu diyetle falan olmaz Hacer Hanım. En iyisi midene kelepçe taktır sen.”
       “Sıradaki” diyor kasa görevlisi genç adam. Hacer, elindeki sarı elbiseyi tezgâhın üzerine koyuyor. “Peşin, taksit? –Yakışıklı çocukmuş- 86 lira 41 kuruş. –O da benim gibi müşterinin gözlerine bakmıyor- Şifreniz lütfen. –Bazı müşteriler de beni inceliyor mu acaba böyle?- İyi günlerde kullanın.” Hacer paketi alıyor. Kısacık bir an göz göze geliyor kasiyerle. Sonra hemen sıradaki müşteriye yöneliyor kasiyerin bakışları. Hacer, “Görürsünüz bak. Ben de bu elbisenin içine girmezsem eğer…” diye söylenerek çıkıyor mağazadan. Elbiseyle birlikte zorlu bir mide küçültme ameliyatı sattığının farkında değil genç kasiyer, çoktan unutmuş olmalı Hacer’i.
*Patika Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisinin 92. sayısında yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder